Dünya Futboluna Hükmeden 4-2-3-1


Nereden çıktı?

Dünya futboluna yakın dönemde damgasını vuran tiki-taka; bazıları için sıkıcı, bazıları içinse futbola gelmiş bir lütuftu. Sandığımız gibi Pep Guardiola’ nın üretmediği bu oyun stilinin geçmişi, hayli eskilere dayanıyor.

Öncelikle tiki-taka ya da orjinal adıyla “tiquitaca” nın , 1950′ li yılların altın Macar takımı ve 1940′ lı yılların makina River Plate takımından geldiği kayıtlarda yerini almıştır. İspanyolların 2008- 2012 dominasyon döneminde oynadığı futbol ise, tiki-taka’ nın Hollanda futboluna geçtikten sonra model olarak alınıp uygulanmış başarısıdır.

Bu basit futbol terimi, dünyaya yakın zamanda damga vurmuş İspanyolların anlatımına göre kısa pasların kullanımı, alanlar arasındaki geçişe değer verme, sabırlı bir şekilde boşluk arama, topun hareketliliği ve pozisyonları koruma olarak vücut bulmaktadır.

Ferenc Puskás, Sándor Kocsis, Zoltán Czibor ve Ladislao Kubala ‘nın İspanyol futboluna geçmesiyle tiki-taka’ nın bu ülkeye giriş yapması ve sonrasında Hollandalı teknik direktör Rinus Michels ile devam etmesi sonucunda, İspanyol tiki-taka’ sının temelleri atıldı. Barcelona teknik direktörü Rinus Michels’ in takımındaki belki de en önemli oyuncu olan Johan Cryuff, sonrasında teknik direktör olarak da benzer bir felsefeyi Barcelona için uyguladı. Sistemin Barcelona’ daki doruk noktası, hiç şüphesiz Pep Guardiola olmuştu.  Bu dönemde kazanılan 14 kupa, geçen 4 sezona bakıldığında kulüp tarihindeki altın çağı oluşturmaktadır. Sistemin ülkeye girişini fırsat bilen İspanyollar, Barcelona’ daki başarıyla paralel olarak milli takıma da sistemi yerleştirdiler. Euro 2008, 2010 Dünya Kupası ve Euro 2012 ‘deki şampiyonluklar; Macar ve Hollanda ekollerinin yaktıkları kıvılcım sayesinde gelmiştir.

Euro 2008 şampiyonluğunda, Torres’ in golcülüğünün yadsınamaz bir payı olsa da İniesta ve Xavi gibi oyuncuların sürekli olarak kaleye yönelmeleri ve bunu da yırtıcılıkla değil, pas oyunuyla yapmaları dolayısıyla rakip takımlar İspanya’ ya çare bulamadı.

2010 Dünya Kupası’ nda ise 4-2-3-1 ‘ e yaklaşan; ancak İniesta’ nın kanat oyuncusu izlenimi verse de tam rolünün bu olmadığı bir oyun stiline geçiş yaptı boğalar. Grup aşaması sonrası daha çok hissedilen bu taktik ve tiki-taka’ nın birleşimi, yeni bir şampiyonluk getirdi ve bu şampiyonluk, futbol adına ülke tarihinin en önemli başarı olarak tarihteki yerini aldı. Buradaki en dikkat çeken nokta ise İspanyolların, bu şampiyonluğu tiki-taka’ yı öğrendikleri Hollandalılara karşı kazanmalarıydı. Gelen şampiyonluk, ülkede öylesine sevinç yarattı ki kazanan kadronun bazı oyuncuları ve teknik adam Vicente del Bosque’ nin balmumu heykelleri yapıldı. Bu heykeller, Madrid’ deki Museo de Cera ‘ da bulunmaktadır.

Euro 2012′ de 4-3-3 sisteminin yanı sıra forvetsiz çıkılan ve baş döndürücü pas trafiğinin olduğu maçlar da oynandı. Özellikle finalde İtalya karşısına forvetsiz bir formasyon sahaya çıkarılması, herkes tarafından ilginç karşılanmıştı.  Devamlı değişen oyuncu rolleri ve dar alanda rakibi üzerine çekerek geniş alanda boşluk bulma çabası 4-0 gibi ezici bir final galibiyetiyle son buldu.

Bunu en iyi açıklayan fotoğraf, belki de grup aşamasındaki maçta çekilen İniesta’ nın fotoğrafı olsa gerek. Marchisio, Maggio, Thiago Motta, Chiellini ve Bonucci’ den oluşan çember ile İspanyol orta saha oyuncusunu kilitleme çabasındaydı. Gök mavililerin atladığı nokta, İspanya takımında İniesta dışında birçok tiki- taka oyuncusunun olmasıydı. Nitekim final maçında gösterilen benzer bir çaba da 4-0′ lık galibiyetle püskürtüldü.

Tiki-taka hükümdarlığının sonu

Takvim yaprakları 4 Mart 2012′ yi gösterirken Chelsea’ de André Villas- Boas’ ın yerine Roberto Di Matteo teknik direktörlük koltuğuna geçmişti. Aynı yaz İtalyanları dağıtan İspanyollar, bir İtalyan tarafından Şampiyonlar Ligi’ nin dışına itilecekti. Göreve geldikten kısa süre sonra, Şampiyonlar Ligi’ ndeki 3-1 ‘lik Napoli yenilgisinin rövanşına çıkan İtalyan teknik adam, 4-1 ‘ lik Napoli galibiyetiyle imkansız olarak lanse edilen bir turu atlamayı başardı. Di Matteo,  Villas- Boas’ ın oynattığı 4-2-1-3 ile ikinci ve üçüncü bölgeler arasında oluşan boşluk ve hücum edememe sorununu 4-2-3-1 sistemine geçme yoluyla çözdü. Kutudan Ramires’ i çıkararak sağ kanada çeken ve Mata’ nın rolünü orta alana yaklaştıran Di Matteo, bu ufak ama sihirli dokunuşla Pep Guardiola’ nın Barcelona’ sını iki maç sonunda kupanın dışına itmişti. İtalyan çalıştırıcı, Chelsea’ nin başına geldiği andan itibaren kısa bir sürede hem Şampiyonlar Ligi hem de FA Cup şampiyonluklarını kazanarak tüm dünyanın dikkatini üzerine çekmişti. Bu noktada, tiki- taka sistemindeki aksaklığı fark eden Guardiola, arkasında bıraktığı müthiş başarılarla beraber Barcelona teknik direktörlüğü görevinden istifa etti.

Devamında Bayern Münih macerasına başladı. Guardiola, Bayern Münih’ te geçen yıllarında, tiki- taka anlayışından tam olarak kopamasa da takımına 4-2-3-1 sistemi oynatmaktan da geri durmadı. Guardiola’ nın Bayern’ i, Almanya ‘ daki bütün kupalara ambargo koysa da uluslararası arenada, geldiği sezon kazandığı UEFA Süper Kupa ve FIFA Dünya Kulüpler turnuvası şampiyonluğu dışında bir başarı elde edememiştir. Bu arada belitmek gerekir ki tiki-taka bir diziliş değil, oyun mantalitesidir. Bu sebeple de Guardiola, Bayern’ deki döneminde tiki-taka’ ya yaklaşan bir oyun sistemini 4-2-3-1 dizilişine entegre etmeyi başarmıştır.

 

Neden 4-2-3-1 ?

Dünya futbolunda, 90′ lı yıllarda doğan hemen herkesin bildiği ve savunduğu 4-4-2 , klasik 10 numaraların ikinci ve üçüncü bölgeler arasındaki köprü görevi görmesine duyulan ihtiyaçla ortadan kalktı. Dörtlü defans kurgusundan vazgeçemeyen antrenörler, çareyi kanat oyuncularından alınacak hücum katkısında aradılar. 4-2-3-1 sistemi, futboldaki en garantör sistemlerden biridir. Zaman zaman hücum eden ve aslen savunma görevi olan bekler, duran toplarda gol arayan çakılı stoperler, orta alanı domine eden süpürücü orta sahalar, hem gol arayan hem de gol attıran kanat oyuncuları, golcülükten çok servis yapan teknik oyun kurucular ve nokta santraforlar bu sistemin temelini oluşturmaktadır. Hemen her takıma uygulanabilen basit bir sistem olması da dünyadaki bu hızlı yayılışında etken olmuştur.

Alt liglerden üst liglere kadar birçok takım şuanda bu sistemle futbol oynamaktadır. Hiçbir sistemin asırlarca hüküm süremediğini düşünürsek, 4-2-3-1 için panzehir olan sistemler de üretilmektedir.

Peki ya şimdi?

Bu yıl Premier League şampiyonu olan Chelsea, İtalyan teknik adam Conte yönetiminde dünya futbolunda çığır açmaya başladı. Conte’ nin oynattığı asimetrik 3-4-3 sistemi çok basit görünse de aslında oldukça derin bir bilgi birikimini içeriyordu. Daha iyi açıklama gerekirse, sağ bek Azpilicueta ve sol bek Marcos Alonso aynı anda sahada olsalar da dörtlü bir defans kurgusundan bahsetmek mümkün değil. Üçlü forvet kurgusuna rağmen sağ kanatta Victor Moses görev yaparken sol kanatta da sol bek göreviyle sol kanat görevini birlikte yürüten Marcos Alonso görev almakta. Üçlü savunmanın sağında sağ bek menşeili Azpilicueta ise oyun kurgusuna göre sağ beke gelerek çok sayıda alan kapatıyordu. Her ne kadar N’golo Kanté yere göğe sığdırılamasa da Conte’ nin sistemindeki en önemli iki oyuncu ne Kantéydi ne de Hazard veya Costa’ dan biri. Bu iki isim, az önce bahsettiğimiz Moses ve Alonso’ ydu. Oyundaki geçişler, (transition) Conte için her şeyden önemliydi. Kanatta görev yapan oyuncular, öne geldiklerinde dörtlü bir orta saha kurgusu, geriye çekildiklerinde ise beşli bir defans kurgusu oluşması da bunu en güzel kanıtlayan sav olsa gerek. İlerdeki canavar üçlü (Costa, Hazard, Pedro) golleri atarken, orta alanda Matic ve Kanté süpürücülüğün çok fazla önüne geçerek orta alanı rakip takımlar için kabusa çeviriyordu. Şampiyonluğun anahtarı, sistemdeki bu geçişler olsa da harmoniyi sağlayan ise oyuncular arasındaki görev dağılımıydı. Görevini aksatan bir oyuncuyla sistemin şampiyonluk getirmeyeceğini söylemek oldukça kolay.

Gelelim çağımızın canavar takımlarına: Real Madrid ve Barcelona. Bu iki takımın oyun sistemlerini dışardan ve maçlarını izlerken aynı gibi düşünüyoruz. Mantıksal olarak ilerdeki üçlüye bel bağlayan bir 4-3-3 ‘ ten bahsediyoruz. Messi, Neymar , Suárez ve karşılarına Bale , Benzema , Ronaldo. Barcelona takımında, geçen yıl oluşan istikrar probleminin başlıca nedeni, oynatılan bu oyun sistemiydi. Sistemdeki kilit rol gören oyuncular olmadığı zaman Camp Nou’ da Alavés maçı, bunun ilk sinyallerini vermişti aslında. Takım oyunundan çok yıldızların performansı sonucu belirliyordu. Barcelona takımında oynayan bir orta saha oyuncusu olduğumuzu düşünelim. Bu yıl La Liga’ da Barcelona’ nın attığı 116 golün 79′ unda ileri üçlünün imzası var. Bu noktada geriye kalan 37 gol takımın tamamına dağılıyor. Orta saha oyuncularının skor üretme fırsatı, yeteneklerini sergileme şansı oldukça düşük kalıyor.

Real Madrid’ de ise ligde atılan 106 golün 43 tanesi bahsettiğimiz üç oyuncudan geldi. Genellikle kenardan gelen Alvaro Morata 15, James Rodriguez 8 gollük katkı sundular. Real Madrid, kadro rotasyonunda tüm sezon boyunca hemen her oyuncuya süre verdi. Oyuncuları rekabetin içinde tutan ve taktik bilgisini yıl boyunca konuşturan Zidane, hem La Liga’ da hem de Şampiyonlar Ligi’ nde mutlu sona ulaştı.

Dünya futbolunda bu 4-3-3 ve 4-3-3 muadili dizilişlerdeki oyun sistemlerinin devam edebilmesi için, canavar diye tabir edebileceğimiz oyuncuların sürekli olarak gelmeleri gerekmektedir. Bu oyuncular canavar olarak tabir edilme nedenleri ise, oynadıkları sisteme çok aldırış etmeksizin durdurulamayan oyuncular olmasıdır. Yeni Messi ve Ronaldo’ lar gelir mi bilinmez; ancak yeni panzehir sistemler ve Conte’ ler geleceğini söylemek mümkün.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yorumlar 0

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Dünya Futboluna Hükmeden 4-2-3-1

giriş yap

parola sıfırla

Back to
giriş yap