Nasıl, Keyif Alıyor muyuz Hocam?

Eurobasket 2017'de Almanya ve Türkiye'nin sandığınızdan daha çok paraleli var, Semih Altınbaş açıklıyor


Yazmayı seviyorum, özellikle de böyle kendi fikirlerimi duyurabilme olanağım varken bu benim için çok daha değerli oluyor. Bağdaştırma yapacağım bu yazıda. Neyi bağdaştıracağımı açıklayayım. İlk maçlarda yakalanan istatistiklerin tuttuğu ışıkta keyif vermek ve mücadele etmek gibi hedeflerle donatılmış mütevazı, keyif odaklı takımları bağdaştırarak size açıklamasını yapacağım, hem de büyük bir zevkle.

ÖNCELİKLE NOT: Bu yazıdaki takımlar güç dengesi bakımından kıyaslanmamıştır, aksine benzerlikleri ve zevk verici oyunlarıyla ilgili benzetmeler yapılmıştır.

Keyfe ihtiyacı olan takımlar turnuvanın mütevazı olarak görülecek takımlarıdır. Hedef olarak kendilerine bunu koyarlar. İspanya, Sırbistan keyif takımı değildir. Kupalar için savaşırlar, ha bu ayrı bir keyiftir. Keyif işte. Mütevazı mı demiştik, mütevazıdan kasıt olarak Ukrayna’yı, Büyük Britanya’yı da almıyoruz tabii. Ben iki takım seçtim, Almanya ve Türkiye. Çünkü sahada oynadıkları oyundan anlaşılıyor, bu takımlar basketbolun gerektirdiklerinden çok ruhani olarak kendilerine uyanı yapmaya çalışıyorlar. Bu bakımdan şahsi takdirimi kazandılar. Bir iki genç NBA oyuncusunun büyük yıldızların eksiğinde turnuvaya daha ilk iki günden damga vurduğu ortamda, bu iki takımı cidden büyük sevdim. Sempatik.

Almanlar ile başlamak gerekirse başlayalım o zaman. Daldan dala atlamayı düşünüyorum. Ani konu değişimleri sezerseniz kusuruma bakmayın. Almanya, EuroBasket ’15 turnuvasına da bunun için gelmişti, Nowitzki’nin son turnuvasıydı ve iz bırakıcı işler yapmaları gerekiyordu ki bende büyük iz bıraktılar mesela. Robin Benzing’i normal sezonlarda kulübünde hiç takip etmem ama o turnuvada bıkmadan usanmadan kaçırdığı şutlar aklıma kazınan şeylerden birisi olmuş. Aslında burada biraz Almanların oyun felsefesine değinmek istiyorum, buradan kendimce oyundan almaya çalıştıkları hazzı aktarmak bu yazının başlıca görev, işlevlerinden. Almanlar deli şut atıyor. Ancak problem şu ki; üç sayılık atış deneyen sekiz oyuncunun sadece ikisi isabeti bulmuş. 26 üçlük denemesi, 8 isabetli üçlük –Schroder 5, Benzing 3– gibi istatistikler yakalamışlar ki turnuvaya dair somut bir amaca ulaşmak gibi niyetleri olan takımların yapacağı işler değil bunlar. Yani Türkiye’nin somut bir amacı olduğunu söylersek Almanya ile her ne kadar benzesek de onlardan daha plan program çerçevesinde oynadığımız gerçek. 17 üçlük kullanmışız ilk maçta. Her ne kadar Almanya gibi ta-ta-ta-ta şeklinde üçlük kullanmasak da, her ne kadar tempomuzu daha iyi yönetebilme aklına sahip olsak da beş aşağı beş yukarı aynı mentalitede dolanıyoruz. Tabii bizim durumumuz daha farklı, Türkiye’yiz yani, FIBA Dünya Sıralaması’nın ilk on sırasında yer alıyoruz ve bu seneye dayalı yatırımlar ışığında turnuva ev sahipliğimizde gerçekleşiyor. Ev sahipleri arasından en büyük baskı da bizim üzerimizde ama Ufuk hoca bunu motivasyona çevirmeyi başarmış gibi duruyor fikrimce.

İki çeşit tempo vardır. Freeze ve Run and Gun. Somut başarıya sahip takım olan Fenerbahçe koçu Zeljko Obradovic’in felsefesi sete sette satranç oyunlarıyla oynanan freeze temposudur. Anadolu Efes ise koş atçı oyunlarından mütevellit kendi yolunu seçmiştir. Efes’in çok izlenesi maçları da oluyor ama Fenerbahçe’nin kısır döngü gibi devam eden galibiyetleri de oluyor. Burada Fenerbahçe’nin keyif vermediğini değil, tempolu oyunun her zaman daha seyirci ilgisini çeken bir durum olduğunu belirtmeye çalışıyorum. Ne de olsa biz basketbolseveriz.

Modernize edilmiş Amerikan basketbolunu iyi bilen Dennis Schroder’e verilen sorumluluk kapsamında kendi takımını oturtmuş Fleming. Hızlı geçişlerde direkt şut attıkları zamanlara sık sık rastlanılıyor. Tempolu işlerin peşindeler. Daniel Theis, Semih Erden gibi oyuncular çok hırslı bir zihinsel altyapıya sahiptir. Keza Schroder. Bir anda sahneye çıkmalar falan. Zira Schroder’ın aldığı sorumluluk çok baskı gerektirecek bir sorumluluk değil, ev sahipliği yok, takım sana emanet ama gruptan çıkamasan bile verdiğin üst düzey uğraş senin hayran kitleni bile arttıracak bir avantaj. Mesela Cedi’nin durumu daha farklı saha içi liderliği bakımından. Ancak Cedi ipleri eline aldığı ve yeterince oyununu gösterebileceği alanı yaratıldığı zaman tıpkı Schroder gibi ana istatistiklerde takım arkadaşlarına nazaran üstünlük kuruyor. Takımsal olarak baktığımızda ise Sinan Güler, Maodo Lo gibi penetreci kısalara sahipken kullanarak farkını yaratan takım ve kullanamayan bir takım göze çarpıyor. Rusya – Ukrayna kıyasına elbette girmeyeceğim. Koçların maç içindeki tercihleri, seyirci baskısı bile etkendir. Kırılma anları önem taşıyor bu tip takımlar adına. Çünkü bir İspanya her zaman kırılma anlarında başarıyı sağlamaya ihtiyaç duymayabilir ancak bu bahsettiğimiz ekiplerin hayatı bundan ibaret. 2001 yılındaki turnuvada karşı karşıya geldiklerinde de bunları yaşadılar, daha sonraki turnuvalarda Türkiye özellikle bunları çok yaşadı. 2015’te Schroder 2/3 serbest atış atınca istediğimiz eşleşmeyi çekemediğimiz için az mı ah vah ettik? Rusya maçında kırılma anının dik alası Ufuk Sarıca’nın aldığı teknik fauldür mesela. Kırılmalar, dökülmeler zaten bu turnuvaları ve takımları keyif verici hale getiren şeyler.

Türkiye’nin yaptığı tam saha baskıdan bahsetmek lazım, koç Sarıca panzehirini bulmuş. Alperen Doğan dünkü maç analizinde “tam saha baskının her daim doğru savunma olmadığını” anlatmıştı mesela. Ancak bizim takım bunun üzerine büyük mesai harcamış belli ki. Rusya takımının Kulagin’in agresifliği haricinde bu baskıyı delememesinden anlıyoruz bunu. Tempo aslında bu konuda elimizdeki en önemli malzeme, tempoyu iyi kullanacak oyuncular ise daha önemli. İlk yarıda Rusların bizden daha çok fastbreak sayısı varken Cedi’nin yedi top çalması –olağanüstü rakam- ve yaptırdığımız yirmi civarında top kaybı bize tempo olarak geri döndü. Özellikle tam saha baskıyı orta sahada direkt sonuca ulaştırarak potaya giderken yorulma katsayımızı çok daha aza indirgemiş olduk. Bunlar ince hesaplar tabii. Tempo ve tam saha baskıyı aynı paragrafta ilişkilendirerek yazmamın sebebi ise bire bir aynı yoldan gidişli olgular olmaları. Doğru sıkıştırmalarla yapılan tam saha baskı hem seyircinin hem de takımın temposuna takviye olur. Burada da benim ek olarak katacağım bir görüş var mesela maçtan hemen sonra sosyal medyada da paylaştığım gibi: Doğuş Balbay gibi bunaltıcı bir savunmacı, Sinan veya Kenan’ın Shved ile eşleşmesi ve Göksenin’in yetersiz oyunu sebebiyle Kulagin’in ekstra performansına karşı koyabilecek tek kısa savunmacımızdı. Sadece dört dakika süre aldı, ben buna anlam veremedim. Doğru oyuncuyu sadece boş şutta bulamazsınız, bakış açınızı biraz daha genişletmeye yönelik, silahınıza davrandığınızda cebinizdeki opsiyonların ne kadar önemli olduğunu anlayacaksınız. Çalışkan, iyi hazırlık kampı geçirmiş anında tam saha baskının gidişatını değiştirebilecek bir oyuncun varken Melih tercihleri beni şok etti. Hücumda ise dipçizgi katlarını çok nadir kullanmamız üzerinde durulması gereken bir şey. Furkan’ın alley-oop’u dışında hatırlayamıyorum bile.

Velhasıl kelam geldik yine basketbolun faydalarına. Bugün Almanya, turnuvanın flaşlarından Gürcistan ile oynayacak. Biz ise B. Britanya ile karşılaşacağız. İlk maçlarını kazandıkları için ilk dörde girme çabalarında daha kolay sonuca ulaşabilecekler. Onlar için bu bir başarı ancak biz ikinci turda C grubundan gelecek bir süpergüce kendi sahamızda elenmek için çok genciz, ancak mücadele asıl hedefimiz. Keyif almak önemli hocam keyif, nasıl, keyif alıyor muyuz?

Yorumlar 0

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Nasıl, Keyif Alıyor muyuz Hocam?

giriş yap

parola sıfırla

Back to
giriş yap