Eurobasket ve Realite


Eurobasket’in başlamasına aşağı yukarı bir ay var. Gruplar, aday kadrolar, hazırlık maçları ve turnuva maçlarının fikstürleri belli. Turnuvanın İstanbul ayağının oynanacağı D Grubu’nda yer alan milli takımımız için tablo pek parlak değil. 2013 faciasını kenara koyarsak, ‘süperstar’ tanımına uyacak tek basketbolcu olan Ersan’ın yokluğunda dahi 2014 Dünya Şampiyonası’nda madalya hedefi koyan ve imkanlar dahilinde bu hedefi zorlayan milli takımımız için bu sefer çok kısıtlı ve çeşitlilikten uzak bir rotasyonla gireceğiz turnuvaya. Milli takımımız neleri yapabilir, neleri yapamaz? Grupta akıbeti ne olur, neleri hedefleyebilir? Her şeyi konuşacağız bu satırlarda.

Milli takımın 12 kişilik kadrosunu tahmin etmeden de gözler önüne serebileceğimiz iki büyük zaafiyeti var. Birincisi yaratıcılık, ikincisi uyum. Egehan, Ege, Okben, Metecan ve Ömer Aşık’ın çıkarılmasıyla 20 kişi kalan ekipte topla yaratabilen oyuncu sayısı üç; Bobby Dixon, Sinan Güler ve Tolga Geçim. Tolga’nın kadroda olup olmayacağı belirsiz olmakla beraber seçilmek zorunda olduğunu düşünenlerdenim. Onun var olacağını kabul etsek dahi yapabilecekleri kısıtlı bir takım olacağımız gerçeği değişmiyor. Zira benchten gelecek guard adayları arasında dahi ne bire bir oynayabilecek, ne pick&roll oyunlarında yüksek verim verecek ne de şutuna güvenilecek bir isim var. Hal böyleyken günlük performanslara ve alternatif skor üretme opsiyonlarının her an, her saniye, her maç işlemesine mecbur kalacağız.

Uyum kelimesini özellikle kullandım. Bunu da detaylandırayım. Milli takımımızın 2015 ve 2016 yıllarında olduğu gibi 2017 yılında da devşirme tercihi Bobby Dixon oldu. Bobby Dixon, hem Karşıyaka’da hem de Fenerbahçe’de oyun kendi temposunda oynanırken verimli olan bir guard oldu. Pas trafiğinin yüksek olduğu yarı saha hücumlarında vitesi en iyi yukarı çıkaran ve o viteste direksiyonu en iyi sallayan kısa Bobby olabilir fakat milli takımın kadro yapısı buna izin vermiyor. İdeal beşimizle başlayacağımız ilk 7-8 dakika ve çok küçük sekanslar haricinde tempoyu Bobby’nin istediği noktalara çekmemiz zor. Çünkü hem takımın bağlı olduğu bir diğer el olan Sinan son yıllarda ideal bir düşük tempo oyuncusu oldu hem de yaratıcı el sayımız kısıtlı olduğu için onları diri tutmak zorundayız. Dikkat ettiyseniz Bobby çoğu milli maçın ilk çeyreğinde fırtınalar estirirken oyun devamlılığını diğer dakikalara yayamıyor. Bu durumun altında yatan temel sebep tempo – takım- Bobby Dixon üçlemesinin uyumsuzluğu. Yok etmek için Tolga Geçim ve Furkan Korkmaz’ın 10 yıl sonrası için biçtiğimiz maksimum oyun kimliklerini sahaya yansıtması, Cedi’nin bol bol 4’ten süre alması, şutör kimlikli oyuncularımızdan en az ikisinin kusursuz turnuva çıkarması gibi birçok değişkenin bir araya gelmesi gerekiyor.

Skorun, pozisyon sayısının yukarı çıkması için bir ihtimal de açık saha hücumları. Efes bize hem Ivkovic hem Perasovic dönemlerinde açık saha temelli oyunların başarılı örneklerini gösterdi. Keza Obradovic’in Fenerbahçe kariyerinin ilk yılında da Bo McCalebb başta olmak üzere bu dalda kullanılabilecek oyuncularla beraber olumlu örnekler sergilediğini gördük. Bunu oynamanın şartları basit. Ön alanda da boyalı alanda da iyi bir savunma beşiyle sahada olacaksın, net ribaund çekeceksin, ribaund sonrası açık sahayı topla koşacak ve o dribbling esnasında doğru pası verebilecek oyuncuların olacak ve skora gideceksin. Yarı sahada tıkanan hemen hemen her takımın başvurduğu bu olay işin savunma kısmında eldeki kadroya göre mantıklı geliyor olabilir lakin ribaundu çektikten sonrası yine soru işareti. Kampı iyi geçirmesi halinde Furkan, yanında Ersan ve Cedi ile beraber net ribaundu çekebilecek isimler fakat uzun rotasyonunda ne topu yere vurabilecek oyuncumuz var ne de uzun menzilli pasları net atabilecek bir elimiz. Dolayısıyla topu hakimiyetimiz altına aldıktan sonra hızla karşı potaya ulaşmamız yine zor olacak. Buna alternatif çözümler üretilebilir tabi. 4’e Cedi geçer, Furkan Korkmaz sahada olur, Tolga aynı şekilde minimum temasla oynayan bir rakibiyle eşleştirilecek şekilde oynayabilir fakat bir numara pozisyonu bize yine sıkıntı doğuruyor. Sinan iki yıldır iyi savunma yapıyor gibi gözükerek ciddi anlamda zaafiyet yaratıyor. Bobby hem undersized  hem de bu dakikalarda da koşturursak o maçı bitirse dahi ertesi güne diri çıkamayabilir. Kenan’ı koysak top hakimiyeti zayıf, geri koşmayı bilen ve temas seven bir rakibe karşı hata yapma ihtimali kuvvetli. Doğuş’u kadroya alıp değerlendirsek harika savunma yapacağı aşikar lakin yarı sahada hareketli giderken attığı paralel paslar bile son derece riskli. Dolayısıyla belirli dakikalarda denenebilecek bir kumar olacak fakat birincil plan bu oyun tarzı olamaz. Her rakibe işlemeyecek çünkü.

Ufuk Sarıca, koçluk tarzı olarak maç hazırlığını iyi yapan fakat kenar yönetiminde henüz üst seviyeye ulaşamamış bir koç. Hem Karşıyaka’da hem Beşiktaş’ta yerli oyuncularından maksimumu almayı başardı (Kenan, Sertaç, Erkan, Cemal vb.) ancak bu oyuncular o verimi dominant isimlerle beraber oynarken verdi. Yine aynı verimi alabileceğini hesap edersek kısıtlılığa rağmen seyirci desteğiyle birlikte karakterli bir takım olacağımız belli. Bununla birlikte, Sarıca’nın bazı kanserli maç içi tercihlerinden kurtulması gerek. Sahaya iyi yerleşen ve en az iki net atıcıyla oynayan rakiplere karşı bile istisnasız kullandığı ikili sıkıştırmalar, her maç neredeyse bir periyot uzunluğunda denediği zone-pressler rakibe ve maçın durumuna göre revize edilmeli. Zira özellikle Letonya hem baskıdan hızlı çıkabilecek hem de göz açıp kapayıncaya dek aradığı şutu bulabilecek bir takım.

Sırbistan, eksiklerini öğrenmeden önce turnuva öncesi tek favorimdi. İstanbul’a Jokic, Bjelica, Markovic ve Milutinov’suz gelecekler. Jokic ve Bjelica çember altında bir takımın hücumunu olağanüstü seviyelere çıkarabilecek bir ikili. Pas sirkülasyonunu anlamsız boyutlara taşıyacak, spacing dediğimiz kavramı -hele ki doğru işlendikleri takdirde- tarihe gömecek ve istedikleri ismi verecek bir ikili. Üstüne takımın, belki turnuvanın her yönden en dengeli ön alan savunmacısı olabilecek Markovic ile çok iyi bir sezon geçiren Milutinov’un kaybı şampiyonluk yolunda çok plan bozar. Buna rağmen hala Teo-Bogdan-Kalinic-Macvan-Marjanovic beşi çıkarabilecek, benchten Jovicleri, Guduricleri, Simonovicleri getirebilecek muazzam bir oyuncu havuzuna sahip Sırbistan. Teo-Bogdan-Marjanovic üçlüsü sahadayken pas trafiklerini kesme ihtimalimiz çok düşük fakat 2014 ABD (25 dakikası), 2015 Fransa (15 dakikası) maçlarındaki hücum konsantrasyonu ve dengesini tüm maça yayarak en azından yarışmacı olmaya çalışacağız. Yine de galibiyet ihtimalini çok ama çok düşük görüyorum, kuvvetle muhtemel bir mağlubiyet yazıyorum.

Letonya grupta bize en ters gelecek takım olmaya aday bir ekiple geliyor. Kadroları hem kaliteli hem oldukça uyumlu. Sırplar kadar oversized bir takım olmamakla beraber hücumda akıcılık sorununu neredeyse hiç yaşamayacaklar. Turnuvanın en iyi oyuncusu seçilmesi muhtemel Porzingis’in etrafına dizilen Strelnieks-Bertans biraderler-Timma tayfası  ve bench parçaları son derece vaatkar. Hayalimde çizdiğim basketbolu oynayabilirse -ki oynayacağını düşünüyorum- net madalya adaylarımdan birisi Letonya. Bu kadroda Porzingis’in arkasına ve hatta kısıtlı dakikalarda yanına gelebilecek, açık saha hücumlarında tembel olmayan bir uzun devşirilmesiyle madalyayı garanti bile görebilirdim. Yine mağlubiyet beklediğim, skor ve bireysel kalitede Sırbistan kadar, mental olarak ise Sırbistan’dan da fazla üstünlük kuracaklarını düşündüğüm bir maç Letonya maçı.

Türkiye için öncelikli hedef maçlar Rusya ve Belçika, sonraki hedef ise Britanya’da kaza yaşamamak. Britanya’nın uzun rotasyonu takımın genel kalitesine göre iyi ve Ben Gordon gibi nefis bir skorerleri var fakat kuvvetle muhtemel şekilde savruk bir basketbol oynayacaklar. Kalite eksikleri zaten aşikar. Beklenmedik bir galibiyet ihtimali 0 olmamakla beraber çok da yüksek değil ancak Britanya karşısında fazla problem yaşayacağımıza inanmıyorum. Belçika Van Rossom ve Lojeski’nin sağlık, form durumlarına göre başımıza bela olabilecek, hele ki bizim çekirdeğimiz düşünüldüğünde küçümsenmeyecek bir kadroya sahip. Rusya maçı ise tamamen onları ne kadar düzen dışı oynatıp oynatamayacağımıza bağlı duruyor. Kurbanov-Vorontsevich-Mozgov üçlüsü lüks bir direnç katıyor fakat yaratıcılık için Khvostov, Kulagin ve en önemlisi Shved’e doğrudan bağlı kalacaklar. Her halükarda stratejilerin ön plana çıkacağı, maç önü ve maç içi hazırlığın/hamlelerin sonuç belirleyeceği 2.5 final maçı oynayacağız.

Ülkemizde oynanacak olması dışında milli takımımızdan fazla beklentim yok. Olabilitesi en yüksek ve makul senaryo ikinci tur olacak gibi görünüyor. Yine de beklentileri aşmayı, taraftar-takım uyumuyla beraber çeyrek final ve ötesine gitmeyi herkes gibi ben de umuyorum. Turnuva başlangıcı yaklaştıkça ve turnuva esnasında oynanan oyunlar ve takımların durumları üzerinden bu satırlara güncelleme yapacağız. Keyifle okumuş olmanızı umarım.

Yorumlar 0

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Eurobasket ve Realite

giriş yap

Captcha!

parola sıfırla

Back to
giriş yap
Choose A Format
Gif
GIF format

Send this to a friend