Analiz | Türkiye 73 – 76 Rusya

12 dev adam, Eurobasket 2017'deki ilk maçında Rusya'ya neden kaybetti? Maçın analizini Alperen Doğan yazdı


Eurobasket 2017’nin ikinci, grubumuzun ilk gününde çok gergin ve heyecanlı bir maçı geride bıraktık. Milli takımımız, 2010 Dünya Şampiyonası’nda devirdiği fakat Avrupa Şampiyonaları tarihi boyunca hiç mağlup edemediği Rusya’ya yine mağlup oldu. Karşılıklı hataların, gelgitlerin, azımsanmayacak kadar fazla yaşadığımız kırılma anlarının seyri sıkça değiştirdiği mücadele sonucunda millilerimiz grubu ilk 3 sırada bitirme şansını hayli düşürdü. Mağlubiyet detaylarda gizlendi.

Karşılaşmaya düşük bir savunma aklı fakat çok yüksek bir enerji ile başladık. Yarı sahada yakın baskı, mümkün mertebe temas oyunu ve set hücumu oynayamayacağımız için mahkum olacağımız açık saha basketlerini kovalayarak başladık. Savunmayı yarı sahada başlattığımızda var olan oyun zekası düşüklüğü problemi kendini çok belli etti ve perdelere karşı yanlış pozisyon alma, savunmada yanlış kayma, yanlış elin şutunu riske etme gibi problemlerle Shved’e şov yaptırarak 10 sayılık diferans verdik. Bu noktada Ufuk Sarıca koçluk kariyeri boyunca yaka kartı gibi gömleğinin cebinde taşıdığı tam saha baskıyı soktu devreye. Burada da bir not düşmek istiyorum, tam saha baskı demek iyi savunma yapmak manasına gelmiyor. Yani rakibe savunma üstünlüğü kurmaya çalışmıyorsunuz. Enerji üstünlüğünüzü kabul ettirmeye ve rakibi yorup hataya zorlamaya çalışıyorsunuz. Biz de öyle yaptık. Mümkün mertebe açık saha kovaladık ve Cedi’nin sihirbazlığa varan mükemmel performansı önderliğinde maçın içinde kaldık.

Bir diğer kırılma anı da Furkan Aldemir’in girişi oldu. Yine ön alanda baskıyı gören Ruslar bunu aşabildiği takdirde arkada 3’e 2 yakalıyor ve organize olup dengesiz yakalanacağımız pozisyonları yakalamaya çalışıyordu. Semih ve Sertaç da buralarda kötü kaymalardan tutun, yanlış pozisyon almalara ve gereksiz öne çıkmalara kadar çok çeşitli hatalar yaparak erken 3 faulü aldılar. Furkan bunu yapmadı. 2 dakikalık dönem içinde Ruslara sırtı dönük oynama opsiyonu tanınsa dahi arkada daha güvenli kalmayı başardık. O dönemi Cedi’nin yanında Erkan’ı, Kenan’ı ve 3. çeyreğin başıyla beraber kısa süre Furkan Korkmaz’ı devreye sokarak geçtik ve maça tutunmayı başarabildik. Yine de eksikler vardı. Saha içinde büyük soru işaretleri ve o soru işaretlerinin doğurduğu sıkıntılar vardı. Birinci sırada set hücumuna hala çözüm bulamamış olmamız geliyordu.

Tolga ve Okben’in kadrodan çıkarılmasının üstüne Bobby’nin de sakatlık haberi gelince, 12 dev adamın kadrosunda sadece 1 güvenilir yönlendirici kaldı: Sinan Güler. Sinan’la oynanan dakikaların bizim için büyük bir zaafı var. Kemik kadro temposuz basketbol oynamayı başaramayacak bir oyuncu grubu barındırıyor ve Sinan da tempodan nefret ediyor. Bugün bu yavaşlığa artık hastalık haline gelen “perde çıkışı dribblingi kesme” sorununu da ekledi ve aradığımız İngiliz anahtarı olmayı başaramadı. Bir nevi maçın en kötüsü, bizim için en kritik role sahip olan Sinan Güler oldu. Şut kapasitesi sınırlı kadronun tek düzenli şutörü olan Melih’in de yanında mükemmel düzeni sağlamış kalibrede oyuncular ya da gardı düşmüş rakip savunmalar olmadığı takdirde fiziksel ve mental problemlerinden ötürü sinik kaldığını düşündüğümüzde, milli takımın sete sette bu kadar kısır kalmasını ve saymakta zorlanacağımız top kayıplarını açıklamak çok zor değil. Sinan’a 40. dakikaya kadar olan mecburiyeti anlayabiliyorum fakat hücumda efektif olamadığı gibi savunmada da kısa ve hafif kalan Melih’le son 5 dakikayı geçmek bana göre çok yanlış bir karar oldu. Bu arayışa yanlış dakikada girdiğimizi düşünüyorum.

Barış Hersek, size dezavantajını minimum düzeyde yaşamak için tercih edildiği yönünde bir açıklamayla savunulabilir fakat Barış’ın oyun kimliğinde var olan hiçbir özelliği Avrupa Şampiyonası’nda ilk beş başlaması için yeterli değil. Pozisyonuna göre yavaş, buna rağmen kalın değil, şutuna kesinlikle güvenilmez ve şutu dışında net bir opsiyonundan bahsedilemez. Bu da bizi ilk çeyreğin ortasında 4 kısaya dönmeye ve bir daha hiç vazgeçmemeye itti. Daha enerjik, daha çok koşan, zaman zaman potaya giderek bu kısalığı kullanan fakat çembere yaklaştıkça sürekli küçük kalan bir milli takım gördük. Ribaundlarda ikinci yarıda, ilk yarıda yaşadığımız kadar büyük problem yaşamadık fakat bu alanda başarılı olan her takıma karşı yaşayacağımız bir gerçek. Ayrıca Marjanovic’le, Porzingis’le, üst turdaki potansiyel rakibimiz İspanya’nın herhangi bir uzunuyla eşleşemeyeceğiz.

Rusya’yı yenmek, sıkıntılı geçmesi muhtemel Belçika ve kazanacağımızı düşündüğüm Britanya galibiyetlerini de cebe atarak grubu ilk 3 içinde bitirmek anlamına geliyordu. Çapraz grubun lideri ya İspanya ya da Hırvatistan olacak, her ikisi de çok çok yüksek ihtimalle bizi eleyecekti. Yine de o grubu lider bitireceğini ve turnuvada da final oynayacağını düşündüğüm İspanya’dan kaçmak tercih edilebilir opsiyondu. Mevcut şartlarda Britanya ve Belçika’yı yenmemiz halinde gruptan çıkacağız fakat çapraz grubun lideriyle eşleşeceğiz. O da İspanya olursa çok ama çok büyük bir hayal kırıklığıyla, rakibin çok dominant olacağı bir maç sonunda elenmek gözüküyor ufukta. Ayrıyeten Rusya düzeyinde top kaybı yapması beklenmeyen Belçika maçı da kağıt üzerinde sanıldığı kadar kolay değil. Her şartta bizim için çok önemli olabilecek ve düşük olan çeyrek final ihtimalimizi alevlendirebilecek bir galibiyeti kaçırmış olmak burukluk yaşatıyor.

Gruplarda ilk maçlar bitti ve turnuva bütün aleviyle devam ediyor. Sırbistan-Letonya’nın ardından Türkiye-Rusya maçını da birlikte incelemiş olduk. İlerleyen günlerde foobas basketbol ekibi olarak maç, takım, oyuncu, turnuva değerlendirmeleriyle sahne almaya devam edeceğiz. Vakit ayıranlara kendi adıma teşekkür ederim.

Daha fazlası için Twitter hesabımızı takip edebilirsiniz.

Yorumlar 0

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Analiz | Türkiye 73 – 76 Rusya

giriş yap

parola sıfırla

Back to
giriş yap